Makaleler
VUCA Öğrenme Çevikliği ve Geri Bildirimin Önemi
TARİH
Ocak 2026
YAZAR
Yeliz Tan
OKUMA
10 Dakika

Yazı dizimizin ikinci bölümünde, hızla dönüşen ve belirsizliklerle şekillenen iş dünyasında nasıl çevik öğrenen bireyler olabileceğimizi ve bu süreçte geri bildirimin neden kritik bir rol oynadığını ele alacağız. Ancak bu kavramların önemini daha iyi anlayabilmek için öncelikle şu sorulara yanıt aramak gerekir: “Öğrenme çevikliği nedir? Çevik öğrenen bireylerin mutlaka sahip olması gereken yetkinlikler hangileridir?”

Öğrenme çevikliği, en bilinen tanımıyla, “ne yapacağımızı bilmediğimizde ne yapacağımızı anlamamızı” sağlayan bir yetenektir. Bu yetenek, yalnızca bilgiye sahip olmak değil; aynı zamanda belirsizlikler karşısında yeni çözümler geliştirebilmek ve değişimi yönetebilmektir.

Belleğin işleyişine baktığımızda, yeni öğrendiğimiz bilgileri eski bilgi ve tecrübelerimizle birleştirerek hafızamıza kaydederiz. Böylece öğrenme kalıcı hale gelir. Çevik öğrenen bireyler de geçmiş deneyimlerini, yeni durumlara uyum sağlamak ve farklı bakış açıları geliştirmek için etkin bir biçimde kullanırlar.

Vuca dünyasının değişken koşullarında alışılmadık senaryolarla karşılaştığımızda, geçmişten edindiğimiz bilgilerle yeni çözümler üretebilmek ve değişime hızla uyum sağlayabilmek artık yalnızca bir avantaj değil, bir zorunluluktur. Bu nedenle öğrenme çevikliğini oluşturan temel bileşenleri anlamak, bireysel ve kurumsal gelişim için kritik bir başlangıç noktasıdır.

Öğrenme Çevikliğinin 4 Çarpanı

Öğrenme çevikliğinin 4 çarpanın neler olduğunu anlatmadan önce neden“çarpan” ifadesini kullandığımızı açıklamak gerekir. Matematikte bir çarpan “0”olduğunda, diğer sayı ne olursa olsun sonuç sıfırdır. Benzer şekilde, çevik öğrenmenin temelini oluşturan dört özellikten herhangi biri eksik olduğunda, bireyin çevik bir öğrenen olarak tanımlanması mümkün değildir. Bu nedenle bu dört özellik yalnızca tamamlayıcı değil; aynı zamanda birbirini zorunlu kılan unsurlardır.

Peki nedir bu 4 özellik? Uyum sağlama yeteneği, Esneklik, Dayanıklılık ve Öz Farkındalık.

Uyum Sağlama Yeteneği

Uyum sağlama yeteneği, bilgi ve becerilerin pratik uygulamasına odaklanan ve davranışsal düzeyde ortaya çıkan bir yetenektir. Dünyadaki hızlı dönüşümler, çalışma, yaşam ve öğrenme biçimlerimizi doğrudan etkilemektedir. Uyum sağlama yeteneğine sahip bireyler, edindikleri öğrenimleri gerçek yaşam senaryolarına aktarabilir ve stratejilerini mevcut koşullara göre yeniden şekillendirebilirler.

Günümüzün iş dünyasında teslim tarihlerinin değişmesi, iş süreçlerinin yeniden yapılandırılması ya da beklenmedik sorumlulukların ortaya çıkması olağandır.Güçlü uyum sağlama becerileri, bireylere bu gibi durumlarda değişimi yönetme, işin değişim hızına uyum sağlama ve iş birliğini sürdürme imkanı tanır.

Son yıllarda yapılan araştırmalar da bu becerinin işverenlerin aradığı sosyal beceriler arasında kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Harvard Business School’un 2020 yılında, 90'dan fazla ülkeden 1.500 yönetici ile yaptığı araştırmada, yöneticilerin %71'i bir liderde aradıkları en önemli özelliğin uyum sağlama yeteneği olduğunu belirtmişlerdir. McKinsey & Company’nin 2021 verileri ise, uyum sağlama konusunda yetkin kişilerin işe alınma olasılığının %24 daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. 

Gerçek uyum sağlama, yalnızca değişime tepki vermek değil; aynı zamanda değişimi kabullenmek, yönetmek ve hatta savunmaktır.  Bu noktada bireylerin mevcut alışkanlıklarını, kalıplarını ve yaklaşımlarını sorgulamaları, yetenek setlerine sürekli yeni beceriler eklemeleri gerekir. Böylelikle değişen koşullarda yalnızca ayakta kalmakla kalmaz; aynı zamanda gelişim fırsatlarını da değerlendirebilirler.  

Bu yeteneği geliştirmek bireyin, öğrenme ve gelişim odaklı bir zihniyet geliştirmesini ve böylece yaratıcı ve yenilikçi olmayı gerektiren durumlara hazırlıklı olmasını sağlar.

Esneklik

Uyum sağlama yeteneği, bireyin dış koşullara verdiği davranışsal tepkileri öne çıkarırken; esneklik, daha çok zihinsel düzeyde işleyen bir süreçtir. Bireyin değişimi kabullenebilmesi ve yönetebilmesi; yeni öğrenimlerini davranışa dönüştürebilmesi için zihinsel esnekliğe sahip olması gerekir. Bu nedenle bilişsel esneklik olarak da adlandırılan bu beceri, bireyin düşünce setlerini, zihinsel çerçevelerini ve problem çözme stratejilerini yeni koşullara göre yeniden yapılandırabilme kapasitesini ifade eder.

Yapay zeka, otomasyon ve dijitalleşmenin şekillendirdiği günümüz dünyasında, esas ihtiyaç yalnızca mevcut süreçlere uyum sağlamak değildir. Aynı zamanda beklenmedik gelişmeler karşısında farklı bakış açıları geliştirebilmek, alışılmış çözüm yollarını sorgulayarak alternatif stratejiler üretebilmek de gerekir.

Değişim, çoğu zaman stresli olabilir; esnek bir zihniyet, konfor alanınızın dışına çıktığınızda sakin ve pozitif kalmanıza yardımcı olacaktır.

Esnek bir zihne sahip olmak, bireyin kendi inanç ve deneyimleriyle çelişen bilgilere karşı direnç göstermek yerine bu bilgileri değerlendirebilmesini sağlar. Bu sayede yeni öğrenmeler için zihinsel alan açılır ve yenilikçi çözümler üretme kapasitesi artar. Örneğin, bir iş sürecinde mevcut yöntemler yetersiz kaldığında veya artık işe yaramadığında, zihinsel esnekliğe sahip bireyler farklı yaklaşımlar deneyerek süreci yeniden tasarlayabilirler.

Zihinsel esneklik, yalnızca sorunlara yanıt vermekle sınırlı değildir; aynı zamanda yeni fırsatları görebilmeyi, bu fırsatları değerlendirebilmeyi ve mevcut süreçlere yaratıcı bir biçimde entegre etmeyi de mümkün kılar.

Dayanıklılık

Esneklik bireyin zihinsel olarak yeni durumlara uyum sağlamasını mümkün kılarken; karşılaşılan engeller ve başarısızlıklarla mücadele edebilme kapasitesi dayanıklılık ile ortaya çıkar.

Zorluklara yeni bir bakış açısıyla yaklaşmak, özgün olmak ve alışılmadık problem çözme yöntemlerini denemek; bireylerin risk alması ve dolayısıyla hata yapabilecekleri anlamına gelmektedir.

Türkçeye “yılmazlık” olarak da çevrilen dayanıklılık (resilience), öğrenme sürecinde odaklanmış ve ısrarcı olma eğilimini, başarısızlıklar ve engeller karşısında yılmadan devam etmeyi ifade eder. Psikolojik olarak dayanıklı bir birey olmanın ön koşulu, başarısızlığı bir durma noktası olarak değil büyümek için bir fırsat olarak görmektir.

Bir önceki yazımızda öğrenmenin gerçekleşmesi için bilginin davranış katında gözlemlenmesi gerektiğini vurgulamıştık; fakat her yeni bilginin hemen davranışa dönüşmesi mümkün değildir. Öyleyse çevik öğrenen bireyin, öğrenme motivasyonunu kaybetmemesi, hatalarından ders çıkarıp denemeye devam etmesi gerekmektedir.

Hata yapmaktan çekinen, hatalarının duygusal etkilerini yönetemeyen ve bir daha denemeye açık olmayan bireyler, değişime uyum sağlamakta zorlanacak ve sistem içinde etkin bir rol üstlenemeyeceklerdir. Bu sebeple, psikolojik dayanıklılık çevik öğrenen bireyler için olmazsa olmaz bir beceridir.

Öz Farkındalık

Psikolojik dayanıklılık becerisi, öğrenme sürecinde bireyin hata yaptığında, başarısız olduğunda yılmadan denemeye devam etmesini sağlar. Ancak hatalardan gerçekten öğrenebilmek için yalnızca devam etmek yetmez; bireyin kendi güçlü ve zayıf yönlerini görmesi, deneyimlerinden iç görüler çıkarabilmesi gerekir. İşte bu noktada öz farkındalık devreye girer.

Öz farkındalık, bireyin güçlü ve zayıf yönlerini tanıyarak geri bildirime açık olmasını ve geri bildirimleri kendini geliştirmek için kullanabilmesini içerir. Bir değişim sürecine ihtiyacı anlamak için temeldir.

Kendinin farkında olmazsan değişmen gerektiğini bilemezsin

Bireyin nerede olduğunu görüp ilerlemek, gelişmek ve değişmek için sağlıklı geri bildirimlere ihtiyacı vardır. Çevik öğrenen kişiler, geri bildirimi, gelişmenin ve kendini yansıtmanın bir yolu olarak değerlendirirler.

Ancak herkes geri bildirime aynı açıklıkta yaklaşmaz. Bir önceki yazımızda yetişkin öğrenmesinin önündeki psikolojik bariyerlerden bahsetmiştik.Yetişkin bireyin bu psikolojik bariyerlere sahip olup olmadığını anlamasının bir yolu da geri bildirimlere verdiği tepkilerdir. Bazı bireyler eleştiriyi kişisel bir tehdit gibi algılayabilir; mükemmeliyetçilik ya da hata yapma kaygısı geri bildirime direnç oluşturabilir. Kimi zaman da geçmiş olumsuz deneyimler güvensizlik yaratır. Bu bariyerler aşılmadığında, birey öğrenme sürecinde kendi sınırlarının ötesine geçemez.

Oysa çevik öğrenen bireyler, aldığı geri bildirimi ne kadar rahatsız edici olursa olsun bir öğrenme fırsatı olarak görürler.

Dolayısıyla öz farkındalık, çevik öğrenmenin temel taşıdır; çünkü birey ancak kendi güçlü ve gelişime açık yönlerini tanıdığında değişime hızlı uyum sağlayabilir ve öğrenme yolculuğunu bilinçle şekillendirebilir.

MEDYA MERKEZİ
Makaleler ve Videolar
İLETİŞİM
Hizmetlerimiz hakkında daha detaylı bilgi almak için bize ulaşın...